Ayın Kitabı, Emanet Zaman: Geçmişin Yükü Bize Emanet

emanetzaman

Düşünün, bir gün bir şey oluveriyor ve aniden evini, yurdunu, bütün hayatını terkedip gitmen gerekiyor. Hayallerin, hedeflerin, sıkı sıkı tutunduğun malın mülkün, daha önce aynısını yapmak zorunda kalmışlara bakıp “kalıp savaşsalarmış ya,” diye büktüğün burnun, hepsi buharlaşıyor  ve kendini sadece canını kurtarmaya çalışırken buluyorsun. Son zamanlarda endişe verici bir olasılık olarak aklıma gelmiyor değil bu. Burnumuzun dibinde buna maruz kalmış insanlar varken, tabir-i caizse ateşin ortasında yaşıyorken ister istemez insanın aklına düşüveriyor işte. Ne alırım yanıma, diye bakınıyorum. Nereye giderim… Ne kadar para olur cebimde, altınım falan da yok ki, ne yaparım dımdızlak, kimim kimsem olmayan bir ülkede… Tam da böyle bir zamanda okudum Emanet Zaman’ı.

Jeffrey Eugenides’in Middlesex romanını okuyana kadar, İzmir’in “kurtuluşu” benim için de “düşmanları denize döktük”ten ibaretti. Büyük İzmir yangınını da kulaktan dolma bilirdim de pek araştırmışlığım yoktu. Malum, tarih derslerimiz o kadar mekanik ve sıkıcıydı ki, resmi tarihin doğruluğunu sorgulamıyor, denize dökülen “düşman” için yüze yüze karşı kıyıya geçmiştir canım, diye düşünüyorsun. Nasıl ki bütün Anadolu halkının canını dişine takıp da Kurtuluş Savaşı’na katılmadığını, bazı yörelerin çıkarı uğruna İngilizler’e yardımcı olduğunu Yakup Kadri romanlarından öğrendiğimde şaşırdıysam, düşmanı denize dökme hikâyesinin de yangından, talandan, tecavüzden kaçmaya çalışan gayrımüslimlerin kendilerini kurtarma ümidiyle İngiliz ve Yunan gemilerine ulaşma çabası olduğunu ve pek çoğunun yanarak, boğularak öldüğünü de Eugenides’ten öğrenip şaşırmıştım. Middlesex bu yangın ve kaçma çabasını çok detaylı anlatmaz. Bursa’lı iki Rum kardeşin Amerika’ya kaçıp, Detroit’te kurdukları hayatı ve aileyi anlatır aslında fakat bir fikir verir. Emanet Zaman ise harika kurgusu ve incelikli anlatımıyla yangının tam içinden bize sesleniyor.

Smyrna

Defne Suman 1922 öncesi İzmir’i öyle güzel ve öyle detaylı anlatmış ki tanımasam orada yaşamış ve o günleri görmüş, 100 yaşına yakın bir kadın olduğunu düşünürdüm. Sanırsın o tatlı Yasemin kokularını içine çekmiş, rıhtımda yüzünü İmbat’a verip sevgilisinin hayallerini kurmuş, Rozi Teyze ile kapının önünde patates soymuş… Belli ki romanın arkasında derin bir tarihsel ve sosyolojik araştırma var. Yazarının sosyologluğu da iyi romancılığı da her sayfadan dökülüyor. Kurgu desen, bence olağanüstü. Oradan oraya atlayan ama sarmal sarmal kapanıp açılarak bütünlüğü bozulmayan enfes bir anlatım. Ne yalan söyleyeyim sonunda, hiç bir ayrıntı kaçırmadan dedektif gibi roman okuyan beni bile şaşırttı.

izmiryangını

Yangın öncesi İzmir’in mutlu halkları nostaljik bir sızı yaratıyor. Mutlu, ümitli, basit hayatları içinde yaşayan insanların bir anda yerlerinden yurtlarından edilip bilinmez bir geleceğe sürüklenişleri, şüphesiz bir kıyımla karşılaşıp (belki bir gün döneriz ümidiyle) kapılarını çektikleri gibi denize atlamaları, bir kahramanlık hikâyesi olarak bildiğimiz geçmişin taşıdığı yükün  sessizliğine ortak olmanın da sızısı bu. O sessizlik de Şehrazat’ın suskunluğunda vücut buluyor zaten.

Geçmişe sırtını dönüp kendimizi kapattığımız fil dişi kuleler sağır değil aslında, sağır olan biziz. Bize emanet edilmiş hikâyelere dilsiziz. Geçmişimize körüz. Bakmadığımız şey büyüyor, bu toprakların taşıdığı acının yükü aslında hepimizin omuzlarında, bugün bile taşınıyor. Bütün zorla sürgün edilmeler gibi tarihin inkar ede ede taşıdığımız yükleriyle yüzleşmek, kabullenmek ve barışmak ne zaman mümkün olur, bilinmez ama dilerim “aman benim başıma gelmez” sandığımız şeylerle bir gün biz de burun buruna kalmayız. Çünkü kurbağalar gökten yağmaya, eteklerimiz ateşle tutuşmaya, saçlarımız toprakla karışmaya oldukça yatkın. Zaman emanet. Peki ya hayat? Hayatımız kime emanet? Defne Suman’ın Emanet Zaman‘ı, tam da bu zamanda okunması gereken bir roman.

http://www.dogankitap.com.tr/kitap/Emanet+Zaman-2156

Comment ( 1 )

  1. ReplyDefne Suman
    Öncelikle şunu söyleyeyim ki bu yazı beni çok duygulandırdı. Kitaplar yazarların çocukları gibi oluyor. Onların anlaşılması ve sevilmesi, bir diğer hayal gücünün içinde o dünyanın yeniden kurulması, karakerlere bağlanılması bir yazar olarak beni müthiş mutlu ediyor. Ancak yazının bende bıraktığı sadece bu duygusal etkisi değil. Son derece akıcı bir dille yazılmış ve hikayenin bütün ipuçlarına hakim olması okuyanın zekasını gösteriyor! Emanet Zaman'ın kök metinlerinden birisi Middlesex'tir. (Diğeri tabii ki Yüzyıllık Yalnızlık) Middlesex'in İzmir sahnelerini okuduktan sonra bu kitabı yazmak benim aklıma düşmüştü ve yıllarca da peşimi bırakmadı bu fikir.İki kitap arasındaki bağlantı zeki okurun gözünden kaçmamış belli ki. Söylemek istediğim ama romanın şiirselliğini sosyolojik dille zedelemekten korktuğum toplumsal hafızaya dair noktaların da "okunuyor" olması beni ayrıca sevindirdi. Çok teşekkürler sevgili Kitap Editörü. Yollarımızın nice metinler vesaire vasıtasıyla kesişmesi dileğiyle... Defne Suman

Leave a reply

Your email address will not be published.

You may use these HTML tags and attributes:

<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>